Buhran zamanında insan kaynakları için bir öneri…

“Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.” diyordu Dante Alighieri, 14.yüzyılın ikinci yarısında yazdığı ve İtalyan edebiyatının en meşhur epik şiiri ve dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri kabul edilen eserinde…
Bugün ülkemizin içinden geçtiği süreci göz önüne aldığımızda, ülkemizin bir buhran dönemi içerisinde olduğunu söylemekte pek de haksız sayılmayız. Her gün yepyeni bir skandalın ortaya çıktığı, akıl almaz yasaklarla karşılaştığımız, bir merak, bir tedirginlik, bir belirsizlik dönemini hep birlikte yaşıyor daha doğrusu  bu dönemi bir şekilde atlatmaya çalışıyoruz. Biraz insanları gözlemlemeyi seviyorsanız -ki bu bizim mesleğimizin olmazsa olmazlarındandır- az önce bahsettiğim merak ve tedirginlik gibi duygularını çalışma arkadaşlarınızın gözlerinde rahatlıkla görebilirsiniz. Peki bu buhran döneminde İnsan Kaynakları departmanları olarak ne yapabiliriz? Aslında ilk bakışta bu süreçte yapılabilecek bir şey yokmuş gibi gözükebilir ama var. Ne yapacağız? Siyasi parti ya da aday propagandası mı? Tabi ki hayır! 
Çalışma arkadaşlarımızı 30 Mart Pazar günü demokratik haklarını kullanmaya  teşvik etmenin belki de buhran döneminde bu ülke için yapılacak en büyük hizmetlerden biri olduğunu düşünüyorum. Bir çok yol bulunabilir ancak ben burada bir tanesini özellikle paylaşmak istiyorum. İnsan Kaynakları Departmanları olarak kurumlarımızda çalışan ancak adres kayıtları farklı illerde  olduğu için farklı illerde oy kullanmaya gidecek arkadaşlarınızın işlerini kolaylaştıralım. Pazar günü oy kullanmak için çalıştıkları illerin dışına gidecek arkadaşlarımızın 31 Mart Pazartesi günü idari izinli olmalarını sağlayalım..
Böylece siyasi tercihimiz ne olursa olsun tarafımız demokrasi olmuş olur…
Sevgi ve saygılarımla,
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInEmail this to someoneShare on Google+Pin on Pinterest

Kasım 2013 Kariyer.net Röportajım

Her ne kadar bu blogda yazdıklarım kişisel görüşlerimi yansıtsada görev yapmakta olduğum Mazars Denge’nin İnsan Kaynakları süreçlerini yönetenlerden birisi olarak; aldığımız kararların, insan kaynakları uygulamalarımızın ve önceliklerimizin de bu mecra aracılığıyla da paylaşılması gerektiğini düşündüğüm için sizlerle Kariyer.net dergisinin Kasım 2013 sayısında (sayfa 44-45) yayımlanan röportajımızın linkini paylaşıyorum. 

Keyifle okumanız dileğiyle…

http://www.dijimecmua.com/flash/index.php?id=8688

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInEmail this to someoneShare on Google+Pin on Pinterest

Kongrenin ardından aklımda kalanlar…

Geçtiğimiz hafta 4-5-6 Kasım tarihlerinde Peryön tarafından gerçekleştirilen 21.İnsan Yönetimi Kongresi, Türkiye’nin tüm insan kaynakları profesyonelleri ile alanlarında başarıyı yakalamış profesyonelleri düzenlenen oturumlarda bir araya getirdi. Türkiye’nin insan yönetimi alanında düzenlenen en büyük ve  en önemli organizasyonlarından biri olduğunu düşündüğüm kongrenin tüm oturumlarını yazmaktansa dikkatimi çeken oturumlar ve konular hakkındaki görüşlerimi paylaşmak isterim.
 
Açılış
 
Kongrenin açılışı tüm insan kaynakları profesyonelleri için bir ders niteliğindeydi. “Mutlu etmek istiyorsanız, özel hissettirin!” Tüm karizmaları ve şıklıklarıyla salona giren insan kaynakları profesyonelleri kendilerini beklemedikleri bir şekilde kırmızı bir halı üzerinde, harika bir müzik eşliğinde, spot ışıklarıyla aydınlatılan bir sahnede buldular. Patlayan flaşlar da çabası… Sahneye çıkan herkesin gözlerinden sırasıyla; yaşadıkları şaşkınlık, gülümseme ve mutluluk okunuyordu. Hepimiz için iyi bir strateji dersiydi. Özel hissettir, şaşırsınlar, gülümsesinler ve mutlu olsunlar… Denemeye ne dersiniz?

Açılış bölümünün ikinci büyük sürprizi ise Peryön Başkanı Sn. Yiğit Oğuz Duman’ın 2016 yılında düzenlenecek Dünya İnsan Kaynakları Kongresi’ne Türkiye’nin ev sahipliği yapacak olduğunu açıklamasıydı. Ülkemiz ve tüm insan kaynakları profesyonelleri için katma değer yaratacağına inandığım bu organizasyonda emeği geçen herkesin çok büyük bir takdiri hak ettiğini düşünüyorum. Teşekkürler PERYÖN…
 
Bloggerlar ve sosyal medya
 
Benim için kongrenin en keyifli anlarından biri, yıl içerisinde sosyal medya üzerinden iletişim halinde olduğumuz ve bloglarını keyifle okuduğumuz arkadaşlarımız ile tanışıp, sohbet etme imkânını yakalamak oldu. Hatta öyle keyifli bir hal aldı ki, önümüzdeki yıl bloggerlar ve okuyucuları için ayrı bir oturum düzenlenmesi önerim büyük beğeni ile karşılandı ve destek gördü. Bu arada Yılın İK Blogger’ı yarışmasında 1.ci seçilen Sn. Aydan Çağ ile birlikte; finale kalan, yarışmaya katılan, blog yazma işine gönlünü, emeğini ve zamanını vermiş her bloggerın yılın birincisi olduğunu ve ödülü hak ettiğini belirtmek isterim. Ancak bu bir yarışma ve birincisi Sn. Aydan Çağ… Kendisini ve finalistleri tebrik ediyor, başarılarının devamını dilerim.
Bir diğer konu ise sosyal medyanın etkin kullanımının teşvik edilmesi için ana sahnenin iki duvarına yansıtılan tweet wall’lardı. İki gün boyunca etkin bir şekilde kullandığımız twitterı duvardan takip etmek son derece keyifli oldu.
 
Katıldığım oturumlar hakkında kısa kısa…
 
KONGRE AÇILIŞ /YİĞİT OĞUZ DUMAN: Her zamanki enerjisi ve verdiği müjdeli haberle kongrenin sevindirici bir ortamda pozitif başlamasını sağladı.
 
İSTİHDAMDA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ /DOÇ. DR. AŞKIN ASAN: Maalesef her organizasyonda olduğu gibi devletin düşük enerjisinin ve ağırlığının salonda hissedildiği, konuşma sırasında hayatımda ilk kez bir konuşmacıdan “alkışlayın ama!” şeklinde bir uyarı ile karşılaştığım, ilk günün en sıkıcı anlarıydı…
 
CESUR VE KARARLI OL ! ZİNCİRLERİNİ KIR ! /JIM LAWLESS: Tüm salona zincirlerin nasıl kırılıp, nasıl başarılı olacağının ipuçlarını anlatırken, aynı zamanda sahnedeki enerjisi, hareketliliği ve iletişimiyle, bir önceki sunumda salonun kaybolan enerjisini yükselttiğini söyleyebilirim. Anlattıklarıyla hepimizin ufkunda yeni pencereler açarken aynı zamanda etkileyici bir sunumun nasıl yapılacağı konusunda ders verdi.
 
ORGANİZASYONEL ENERJİYİ ARTTIRAN LİDERLİK /PROF. DR. HEIKE BRUCH: Anlatılanlar ve konu çok ilgi çekici ve yararlıydı. Anlatımın ders modunda olması konuya olan ilgiyi maalesef dağıttı. Organizasyonlar içerisinde mevcut enerji tipleri ve bunların organizasyonlara olan etkileri konusunda güzel örnekler verildi. Prof.Dr. Heike Bruch’ ın kötü bir çalışan bağlılığı örneği olarak paylaştığı Pepsi. co arabasında Coca-Cola içen çalışan örneğinin ardından, çalışan bağlılığı oturumunda Pepsi.co yetkilisinin konuşmacı olması ironikti. Konuşmacıların bu tarz örnekleri seçerken bir nebze daha dikkatli olmaları gerektiğini düşünüyorum.
 
EZBER BOZULDU: DEĞER YARATAN STRATEJİ  /ARIEL ECKSTEIN: 238 milyon olan üye sayısını saniyede 2 yeni üye hızıyla arttıran LinkedIn’in  iş hayatında, işe alım süreçlerinde ve şirketlerde yarattığı değişimi ve yarattığı katma değeri anlatan keyifli bir sunumdu.
 
ÇALIŞAN BAĞLILIĞI: Maalesef konuşmacıların, Sn. Dr. Çağlayan Bodur dışında katma değer yaratacak paylaşımlarda bulunamadığı bir oturum oldu. Dinleyicileri memnun edemeyen oturumlardan birisi olduğunu sadece kendi gözlemlerinden değil, oturuma katılan arkadaşlarımla yaptığım paylaşımlar ışığında rahatlıkla söyleyebiliyorum.
 
ŞANS ALIŞKANLIĞI – BAŞARISIZLIK İYİDİR! / DOUGLAS MILLER: Miller son derece başarılı sunumu ile şans faktörü, başarı, başarısızlık üçgeninde enerjisi yüksek ve başarılı bir sunum gerçekleştirdi. Başarısızlıklardan yakalanacak fırsatlar üzerine keyifli bir paylaşımdı.
TECRÜBESİZLİĞİN ŞANSINDIR / DR.AHMET PAKSOY: Dr. Ahmet Paksoy, İDO’daki Genel Müdürlük serüvenini her ne kadar esprili ve izleyiciye yakın bir anlatımla paylaşmaya çalışsa da sunumun ilerleyen slaytlarda İDO’nun operasyonlarını anlatan biraz da reklam kokan bir tarza dönmesi ve ik ile örneklerin az olması hayal kırıklığı yarattı.
 
TOPLUMUMUZU TANIYOR MUYUZ? / BEKİR AĞIRDIR: Kongrenin en etkin ve farkındalık yaratan sunumlarından biri olduğunu söyleyebilirim. Bizlere anlaşılmayı beklerken aslında düşüncelerini kabul etmediklerimizi nasıl yok farz ettiğimizi ve nasıl yok saydığımızı, dinlemesi keyifli ve akıcı bir dille paylaştı.

SOSYAL MEDYA: Sosyal Medya oturumu da günün en keyifli ve güzel oturumlarından biriydi. Gazeteci Emin Çapa’nın keyifli ve sıcak moderatörlüğünde gerçekleşen oturumun yıldızı Fatmanur Erdoğan’dı. Fatmanur Hanım’ın sosyal medya ve önemini anlatırken bir yandan tweet atması ve kendisine attığım tweetlere cevap vermesi şeklinde kurduğumuz diyalog kongreden en çok aklımda kalan andı. Bu sunum sonrasında konuşmacıların twitter, linkedin gibi sosyal medya adreslerinin kitapçıklara ve tweet wall’a yazılması önerimin benimsenmesinden çok memnun oldum.
 
MÜZİKLİ BİR SOHBET – ÇATIŞMALARI YÖNETMEK /MEHMET AUF ve ORKESTRASI: 21.İnsan Yönetimi Kongresi’ne yakışan, eğlenceli ve öğretici bir kapanışı Mehmet Auf ve orkestrasından izledik. Çatışma yönetimini bir orkestra üzerinden kurgulanan mizasenlerle anlatması, hemen hemen her insan kaynakları profesyonelinin her gün karşılaştığı çatışma durumlarını ve çözümlerini izlemekten büyük keyif aldım. Bu çatışmaları çözmek için zaman zaman başvurulan klişe sözlerin dışarıdan ne kadar komik durduğu da benim için ayrı bir öğreti oldu.
 
Sonuç
 
Yukarıda bahsettiğim oturumlardaki konuşmacılardan ve beklentilerimin daha yüksek olmasından kaynaklanan memnuniyetsizlikler bir yana, gerek organizasyonu ve planlaması, gerek kongrenin enerjisi ve katılımcıların sıcaklığıyla son derece başarılı ve keyifli bir kongre yaşadığımızı söyleyebilirim. Bu organizasyonda emeği geçen başta Sn. Yiğit Oğuz Duman olmak üzere tüm PERYÖN ailesine teşekkür etmek isterken, bir parantez de Sn.Özlem Helvacı’ya açmak istiyorum. Kongre süresince her şeyin mükemmel olması için canla başla çalışan ve tüm yorgunluğuna rağmen kongre sonrası önerilerimi dikkatle dinleyen ve ertesi gün göndermiş olduğum mailime anında geri dönüş yapan Sn. Özlem Helvacı’ya çok teşekkür ederim.
 
Sosyal medya tanışıklıklarının gerçeğe dönüştüğü, çok değerli bilgiler edindiğim ve çok değerli meslektaşlarımla tanıştığım bu kongrenin ardından bir sonraki kongreyi sabırsızlıkla bekliyorum.
Sevgi ve saygılarımla,
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInEmail this to someoneShare on Google+Pin on Pinterest

Koçluk ve Liderlik mi dediniz? O zaman Željko Obradović


İş hayatında gözü yönetim kademelerinde olanlar ile bizler gibi gözü yöneticilerin üzerinde olan insan kaynakları profesyonellerinin hayallerini süsleyen iki yetkinlik: Koçluk ve Liderlik. Hemen hemen hepimiz hem kendimizde hem de birlikte çalıştığımız yönetici arkadaşlarımızda bu yetkinliklerin gelişimi için eğitimler veriyoruz, alıyoruz, planlıyoruz, düzenliyoruz… Uzun saatler süren hatta hafta sonlarının tamamını kapsayan uzun soluklu eğitimler yerine çok kısa sürede kendiliğinden gelişmişçesine verilen ve somut olay örneklerine dayanan, benim “gerilla tipi eğitim” diye adlandırdığım eğitim tipinin çok daha yararlı ve etkin olduğunu düşünüyorum. Bu eğitimler sadece iş ya da sınıf ortamında değil hayatın her anında ve her dakikasında alınıp verilebilecek eğitimler… Tabi ki doğru yere bakmak şartıyla…
 
İşte bu düşüncemden hareketle koçluk ve liderlik üzerine bir eğitim fırsatını geçtiğimiz haftalarda gittiğim bir basketbol maçında yakaladım. Taraftarı olduğum kulübün basketbol takımının başında olmasından çok başarılarla dolu ve etkileyici kariyerini bildiğim için tüm maç boyunca efsane coach Željko Obradović‘i izledim. Hayatımda gördüğüm en etkileyici koçluk ve liderlik öğretilerinden biri olduğunu itiraf etmeliyim. Koç Željko Obradović, Sırp basketbol koçu ve eski profesyonel basketbol oyuncusudur. 4 farklı kulüpte 8 Euroleague şampiyonluğu kazanmış olmakla birlikte Avrupa’nın gelmiş geçmiş en iyi koçu olarak kabul edilmektedir.
Željko Obradović‘in en büyük özelliği, geçtiğimiz yıl ile karşılaştırıldığında kendi kurmadığı bir ekipte yarattığı inanılmaz değişim ve inanç. Obradović bu değişime ekibini inandırmış ve değişimi çok iyi yönetiyor. Liderine inanmakla başlayan ekibin zamanla yükselen başarısı, özgüveni de beraberinde getiriyor… Obradović ekibindeki tüm oyunculara müthiş bir özgüven aşılıyor. Ekip hangi durumda olursa olsun panik yapmıyor çünkü herkes hem kendine hem takım arkadaşlarına güveniyor. Bilgeliğiyle saygıyı kazanmış koç, bu bilgeliğin getirdiği saygınlığı egolarını beslemekte kullanmıyor. Genç yeteneklere güveniyor ve fırsat veriyor. Hata yapanı affetmiyor. Hata yapan oyuncusunu hemen oyundan alıyor ancak cezalandırmak için değil… Doğrusunu anlatmak için… Sahada oynanan oyunu bırakıyor ve o an oyuncusuna hataları ile ilgili geri bildirim verip, görevini hatasız yapması için bir şans daha veriyor… Hatalara kızıyor ancak doğruları anlatmaktan ve defalarca şans vermekten bıkmıyor. Disiplini asla elden bırakmıyor. Sonuç ne olursa olsun ekibinin sistemini ve planını tehlikeye atabilecek her türlü gereksiz riskin bireysel olarak alınmasına izin vermiyor.  Bir risk alınacaksa bu riski ekibin tamamına dağıtıyor ancak sorumluluğu kendi üzerine alıyor. Hedeflerin net olarak tanımlandığı ve ekibin bu hedeflere ulaşmak için en üst düzeyde motive edildiği hissediliyor. Avrupa’nın gelmiş geçmiş en iyi koçu olarak anılmasına rağmen “Başarıya herkesten daha açım” diyebilecek kadar işini tutkuyla yapıyor. Kazandığı bir zafer sonrası ismini bağıran binlerce kişiye oyuncularını gösterip, kendisine tezahürat yapılmaması için mahcubiyetle oyuncularının arasına saklanacak tevazuyu gösteriyor.

Željko Obradović toplam 40 dk. süren bir basketbol maçında liderlik ve koçluk yetkinliklerinin en çarpıcı ve etkileyici örneklerini sergiliyor. Hayatta bu ve buna benzer liderlik ve koçluk derslerini almasını ve uygulamasını bilen profesyonellerin başarıya bir adım daha yakın olduklarını düşünüyorum.

      
Teşekkürler Obradović…
 

 

        
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInEmail this to someoneShare on Google+Pin on Pinterest

Bu Gençlikte İŞ Var! Gerçekten…

Bugün hayatımın en keyifli etkinliklerinden birindeydim. Tüsiad’ın 2011 yılından beri üniversite öğrencileri arasında girişimci gençlerin fikirlerinin değerlendirildiği ve ödüllendirildiği proje yarışması olan “Bu Gençlikte İŞ Var!” finali bugün İstanbul Martı Otel’de gerçekleşti.

Geçtiğimiz yılın birincisi Beliz Bediz’in açılışta yaptığı konuşmada söylediği bir cümle aslında tüm bu organizasyonun amacını özetliyordu. “Bizler iş arayan değil, işveren gençler olmak istiyoruz.” Girişimci olmak isteyen gençlerin amaçları daha güzel nasıl anlatılabilir ki… Tüsiad’ın değerli üyelerinin katkılarıyla ve rehberlik destekleriyle gerçekleşen bu yarışmaya her gün ilgi yoğunlaşıyor ve genç girişimcilerin sayısı katlanarak artıyor.Beni final gününde etkileyen iki konu vardı. Bunlardan birincisi yarışmacı gençlerin iş dünyasının duayenleri ile çalışmayı, bu çalışmanın kendilerine sağladıkları katkıyı, kurdukları kişisel bağlantıları ve burada olmanın itibarını kazandıkları ödüllerden daha çok önemsemeleriydi. Hemen hemen her grup teşekkür konuşmasında bunu dile getirdi. Bu bakış açıları ve kendilerine olan güvenleri bana “Gerçekten!” dedirtti. Beni etkileyen ikinci konu ise Sn. Ümit Nazlı Boyner’in tüm yarışmacı gençlere sevgi ve umut dolu bakışlarıyla, tüm gençleri coşkuyla alkışlamasıydı. Gençlerin heyecanını oturduğu yerde aynı şiddette yaşamasıydı. Şanslıyım ki kendisine bu düşüncelerimi iletme ve kendisiyle tanışma fırsatını buldum. İçinde bulunduğumuz iş dünyasında Sn. Boyner gibi önderlerin olduğunu bilmek beni gelecek için daha da umutlandırdı. Tüsiad’ın bu harika projesi ile ilgili detaylı bilgilere, projenin resmi internet sitesi http://www.bugenclikteisvar.com/index.phpden ulaşabilirsiniz.
 
Final günü ile ilgili bir bölüm de günün en renkli dakikalarına ayırmak istiyorum. Yaklaşık 3 yıl önce SAP Forum’da kendisini ilk kez dinlediğim ve o günden beri kendisini takip ettiğim Sn. Serdar Kuzuloğlu’nun sunumu yine harikaydı. Çok iyi hazırlanılmış, eğlenceli, değişen dünya ile ilgili çok net ve keskin mesajlar veren sunumdan büyük keyif aldığımı söylemeden edemeyeceğim. Kendisini merak edenler kişisel internet sitesi olan http://www.mserdark.com/ dan ziyaret edebilirler.
 
Sevgi ve saygılarımla,
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInEmail this to someoneShare on Google+Pin on Pinterest