#peryonkongre ardından…

23. Peryön İnsan Yönetimi Kongresi yaklaşık 2500 katılımcı ile geçmiş yıllardan farklı olarak Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Bu kongre yazımı bir çırpıda, aklıma geldiği gibi yazıyorum. İşte #peryonkongre’nin ardından aklımda kalanlar…

Daha önce katıldığım etkinliklerde Haliç Kongre Merkezi kendisini bana soğuk ve kasvetli bir mekan olarak hissettirmişken, bu sefer son derece keyifli ve güzel bir ortam vardı. Meslektaşlar ve dostlarla bir arada olmanın verdiği enerjiye bağlıyorum.

Banu İşçi Sezen ve Dr. Ecmel Ayral’ın UN (Learn) Yeni Dünyada Eğitim başlıklı sunumundan aklımda kalan ABD’de artık kurumsal şirketlerin %77 sinin çalışanlarını online eğitime dahil ettiğiydi. Ayrıca dünya rekabet endeksinde Türkiye’nin işgücü verimliliği piyasasında 140 ülke arasında 127.sırada olması ise diğer bir çarpıcı noktaydı.

Bir Sivil Uyanış Hikayesi: Birlikten Doğan Demokrasi oturumunda Sercan Çelebi’nin Oy ve Ötesi anlatımı ve bir başka sivil inisiyatif lideri olan Akın Öngör’ün anlattıklarıyla umut dolduk. Özellikle görme engelli bir vatandaşın oy kullanmak üzere sandık başına geldiğinde sandık kurulundan değil de Oy ve Ötesi’nden bir gözlemci istemesi güven budur dedirtti. Akın Öngör’ün ise “Hepimizin kendimize dönüp toplum için görevimi yerine getirdim mi diye sorması gerekir.” sözleri toplumsal vazifemi hatırlatan bir çivi gibi kafama çakıldı. Özellikle 4ekip’in mottosu olan “Profesyonel İşi Gönüllük” kavramından bu oturumda söz edilmesi beni çok mutlu etti.

Yeni Dünyada Var Mısınız? sunumunda Prof.Dr.Özgür Demirtaş’ın sıra dışı tarzı sunumunun önüne geçti. Alışık olmayanlar için takip etmesi zor ve yorucu olan sunumda anlattıklarıyla gelecekte olmaz diyebileceğimiz hiçbir şeyin olmadığını hissettim. İleriyi görme konusunda hepimizin miyop olduğunu da öğrenmiş olduk.

Kuşakları Farklı Yönetmek “Y Kuşağı” Algı mı, Gerçek Mi? sunumunda İdil Türkmenoğlu ezber bozdu. Sürekli olarak Y kuşağı şöyle Y kuşağı böyle diye diye özellikle biz İK’cıların belirli bir tarih aralığından doğmuş insanlara atfettiği özellikleri tartışmaktansa, farklılıkları yönetme konusundaki becerilerimizi geliştirmek gerektiğini belirterek bence bu alanda yeni bir sayfa açtı.

2. güne, Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde bir öğretmen Ahmet Naç ile başladık ve günün ilk dersini bize #umut olarak verdi. Günün ilk sunumunda David Zinger, “Don’t do anything about me, without me” diyerek çalışanlar için ne yapılıyorsa onlarla birlikte yapılması gerektiğini özellikle ve birkaç kez vurguladı. Bence de şirket içi ik uygulamalarının benimsenmesinin ilk koşulu bu.

Lider Olmayı Kim İster? sunumunda özellikle Türkiye’de herkesin lider olmak istemediğini, lider olma korkusunun diğer ülkelere oranla daha yüksek olduğunu öğrendim.

Girişimcilik, Bağlılık ve Liderlikte Fark Yaratmak sunumu benim için kongrenin en keyifli sunumu oldu. Murat Yeşildere’nin moderatörlüğünde Nevzat Aydın ve Yiğit Oğuz Duman’ın sıcak ve samimi bir şekilde deneyimlerini aktarırken satır aralarında verdikler mesajlar benim için çok önemliydi. Özellikle Nevzat Aydın’ın çalışanları için yaptıkları herşeyi haketmiş olmaları nedeniyle yaptım diyebilmesi, kendimiz nasıl bir yerde çalışmaktan keyif alacaksak, çalışanlarımız için de öyle bir çalışma ortamı yarattık demesi bile başarılı bir yönetim modelinin nasıl oluşturulabileceğinin ipuçlarını veriyordu. Yiğit Oğuz Duman’ın İK’cı olma serüveninde “Müdürünüzü motive ederseniz, başarılı olma şansınız daha yüksek…” tespiti eğlenceli olduğu kadar da benim için düşündürücü oldu.

Benim için kongrenin en keyifsiz bölümü kapanış oturumu oldu. Başlığı “Umut Bulaşıcı Olsun” olan bir oturumda; amacı ister dinleyiciyi sarsmak, ister ilgi çekmek olsun, acılarını derinden hissettiğim ve hala aklıma geldikçe gözlerimin dolmasına engel olamadığım olayların fotoğraflarının görsel malzeme olarak kullanılmasını kişisel etiklerime aykırı buldum. Olmadı.

Günün sonunda büyük emekler harcanarak hazırlanılan ve 2 gün boyunca 2500 kişiyi ağırlayan kongrenin gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkese canıgönülden teşekkür ediyorum. Ellerinize sağlık…

 

 

TEGEP 5. Eğitim ve Gelişim Zirvesi

header1

TEGEP Eğitim ve Gelişim Platformu Derneği; kurumlar, eğitimciler, akademisyenler ve eğitim alanlardan oluşan paydaşları ile iş birliği içinde fikir üretip, araştırma ve geliştirme yapıp, ilkeler belirleyerek, ülkemizde öncü ve yerel bir öğrenim kültürünün toplumda yayılmasını sağlamak misyonu ile yola çıkmış; öğrenme kültürünü toplumun tüm katmanlarına yaymayı ise vizyon olarak belirlemiş olan bir dernek olarak kendisini tanımlıyor. 20 Mart 2012’de gerçekleştirilen genel kurulu ile kuruluşunu tamamlayan dernek her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği ve yoğun ilgili ile karşılanan Eğitim ve Gelişim Zirvesi’ nin 5.cisini bu yıl 03-04 Kasım tarihlerinde Divan Faruk Ilgaz tesislerinde gerçekleştiriyor olacak. Zirvenin detaylarına http://www.egitimvegelisimzirvesi.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Geçtiğimiz nisan ayında insan kaynakları alanına değer katacak ve fark yaratacak kolektif projeleri hayata geçirirken, eğlenmek ve öğrenmek amacıyla kurduğumuz 4ekip ile bu yıl Eğitim ve Gelişim Zirvesi’nde konuşmacı olarak yer alacağız. Profesyonel İşi Gönüllülük kavramı ekseninde neyi, neden, nasıl yaptığımızı ve çalışmalarımızda edindiğimiz Yeni Nesil Öğrenme deneyimimizi dinleyenlerle paylaşacağız.
Tegep

Şirketlerde mutluluk mümkün mü?

metiniçi-mutsuz

Şirketlerde çalışan mutluluğu denince akla hemen İnsan Kaynakları Departmanı gelir. Mutsuz çalışanların çoğunlukta olduğu şirketlerde başarısızlık İK’ya fatura edilirken, çalışan mutluluğunun sağlandığı şirketlerde ise bu durum sadece İK’nın görevini yerine getirmesidir. Normal şartlarda bir çalışanın işe geliş-gidiş saatleri dâhil haftada 50 saatini işe ayırdığını varsayalım. Bu durumda çalışanın iş dışı faaliyetler için haftada kendisine kalan zaman 118 saattir. Birlikte düşünmeye devam edelim.  Haftada iş ile ilgili faaliyetlere 50 saatini harcayan ve geriye kalan 118 saatini de iş dışındaki faaliyetler için harcayan bir çalışanı, sadece iş yerindeki İK uygulamaları ile mutlu etmek mümkün mü? Bunu anlayabilmemiz için önce iş gücümüzü oluşturan çalışanların yaşadığı iklimi mercek altına almak gerekmektedir.

Geçtiğimiz günlerde BBC’de yayınlanan bir habere göre ABD’li araştırma şirketi GALLUP’un hazırladığı 148 ülkeyi kapsayan küresel mutluluk endeksinde Türkiye, Bangladeş ve Sırbistan’la birlikte sondan üçüncü oldu. 153 bin kişiyle yapılan mülakatlar sonucunda hazırlanan araştırmayı yeterli bulmayıp farklı araştırmaları incelediğinizde durumun pek de iç açıcı olmadığını görüyoruz. Örneğin; İsviçre merkezli WIN/GALLUP şirketinin 2014 yılı sonunda 65 ülke arasında yaptığı araştırmaya göre ise Türkiye 56. sırada. OECD’nin 2013 yılına ait yayınladığı verilere bakıldığında ise durum daha da vahim. OECD’nin 11 değişik kriteri dikkate alarak hazırladığı “Daha iyi yaşam endeksi”, diğer adıyla mutluluk liginde 36 sanayi ülkesi arasında Türkiye son sırada. Örnekleri çoğaltmak mümkün ancak hangi araştırmayı incelerseniz inceleyin sonuç değişmiyor. Dünyanın en mutsuz insanlarının yaşadığı ülkelerden birinde yaşıyoruz; gerçeğimiz bu.

İnsan Kaynakları Sembolü Themis

İnsan Kaynakları fonksiyonunu bir sembolle anlat deseler, tartışmasız Themis[1] heykeli derdim. Themis, Yunan mitolojisinde Uranüs ve Gaia’nın kızı olan adalet ve düzen tanrıçasıdır. İlahi adaletin tecessümüdür.[2]
 
 Themis adı ilk anda kulağa yabancı gelse de, heykeli hepimize biraz daha tanıdık. Adalet saraylarında ya da hemen hemen her hukuk bürosunda rastlayabileceğiniz heykel her ne kadar evrensel olarak hukuk sembolü olarak kullanılsa da, ben heykeli ve anlamını idealimdeki insan kaynakları ile bağdaştırıyorum. Bana göre heykelin taşıdığı semboller ideal insan kaynakları fonksiyonunun özelliklerini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Themis gibi olacak insan kaynakları… Adaleti ve düzeni temsil edecek.  Anaerkil bir yönetim tarzını daha çok seven ve benimseyen insanımızı gerektiğinde şefkatiyle kucaklayacak, gerektiğinde düzeni korumak için tatlı sert olacak ama asla insana olan sevgisinden ödün vermeyecek.
Terazisini her zaman vicdanında tutacak ve gözleri bağlı olacak. Bir konuda karar vermesi gerektiğinde tek pusulası adalet olacak. Taraflarda ister iki çalışan olsun, ister üst yönetim ile bir çalışan olsun kararını verirken tarafların kim olduğuna değil haklının kim olduğuna bakacak. Karar alırken taraflara göre değil, kurumunun anayasasına ve genel etik değerlere göre hareket edecek. Asla doğruluktan ayrılmayacak.
Elinde kılıcı yani gücü olacak. Sadece işe alan, bordro yapan, eğitim organize eden ve insan kaynakları ile ilgili operasyonel görevleri yerine getiren bir fonksiyon olmayacak. Kurumunda stratejik bir ortak olarak çalışacak. Gerektiğinde kötü adam olmak pahasına, dokuz köyden kovulmayı göze alarak doğruları söylemekten kaçınmayacak. Karar mekanizmalarına destek olacak, gerektiğinde inisiyatif kullanıp kararlar alacak. Kendi alanına giren konularda kendisine görev verilmesini beklemeyecek, reaktif değil proaktif olacak.
Kısacası insan kaynakları her şeyden önce adaletli olacak, kurumunda adaletin sağlanmasını her şeyin üzerinde tutacak…

[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Themis(Çevrimiçi, 22.02.2015)

[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Themis(Çevrimiçi, 22.02.2015)